MOOC diye bir şey çıkmış, duydunuz mu?

Belki takip ediyorsunuzdur, internet üzerinde eğitim alanında bir şeyler oluyor. Yakın zamanda, açık eğitim kaynakları sunan ve oldukça geniş kapsama sahip birçok internet sitesinin hayata geçirilişine hep birlikte tanık olduk. Mantar gibi türeyen bu internet sitelerine yabancılar MOOC adını veriyor: Massive Online Open Courses. Yani, kapsamlı, çevrim içi, açık dersler. Çok küçük bir ekip tarafından hayata geçirilen Khan Academy‘nin elde ettiği büyük başarı üzerine, MIT, Stanford ve Harvard gibi üniversitelerin de kendi MOOC’larıyla bu furyaya katılmalarının ardından, MOOC’ların gelip geçici bir durum değil, yüksek eğitimle ilgilinen herkesin ciddiye alması gereken, kalıcı girişimler olduğu artık netlik kazanmaya başladı. Hatta öyle ki, MOOC’ların ileride üniversitelerin yerini alacağını iddia edenler de sıklıkla internet üzerinde gözümüze çarpıyor.

Tipik bir Khan Academy video anlatımı.

MOOC’ların büyük ilgi topladığı bir gerçek. Örneğin Coursera, bilgisayar programcılığı üzerine açtığı bir derse yüz bin civarında öğrencinin kayıtlı olduğunu açıkladı. Toplam kayıtlı öğrenci sayısı ise bir milyonun üzerinde. Bu rakam, 1636 yılında kurulan Harvard Üniversitesi’nin tarihi boyunca verdiği mezun sayısından daha yüksek. Ücretsiz ve kolay erişilebilir olmaları, MOOC’ların popülaritesine büyük bir katkı sağlıyor. Açıkçası, MOOC’lara bizim de hiçbir itirazımız yok, hatta varlıklarından oldukça memnunuz. Fakat, MOOC’ların eğitimin geleceği olduğu konusuna gelince, o noktada bazı şüphelerimiz var.

Şu anda var olan üniversite sistemi, sanayi devriminin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Sanayi devrimi sonrasında kurulan fabrikaların çalışan ihtiyacını karşılamak için, Batı dünyası bugün bildiğimiz üniversite konseptini icat etmek zorunda kaldı. Diğer bir deyişle, sanayi devrimi ortada boş gezen birçok üniversite mezunu olduğu için gerçekleşmedi: aksine, çok fazla sayıda üniversite mezununa ihtiyaç olduğu için, mezun üreten fabrikaların kurulması gerekti: yani, üniversitelerin.

Bugünse çok farklı bir durum var karşımızda. Sanayi devrimi için tasarlanan bir eğitim modelini yaklaşık 200 yıldır kullanıyor olmamız bir yana, bu modelin günümüz mühendisinin ihtiyacı olan formasyonu ne derece sağlayabildiğini de sorgulamamızın zamanı geldi. Örneğin bu yıl lisans eğitimine başlayacak olan bir öğrenci, 2055 yılında emekli olacak. Teknolojinin bu kadar hızlı geliştiği, bildiğimiz birçok mesleğin yavaş yavaş geçerliğini kaybettiği bir dünyada beş yıl sonrasını bile öngöremezken, 2050 yılında hâlâ görev yapacak olan bir mühendisi nasıl eğitebilirsiniz? Bir yanda bütün dünyayı kasıp kavuran start-up furyası, bir yanda devlet destekli girişimcilik fonları, öğrencilerin karşısında keşfedilmeyi bekleyen birçok yeni iş fikri, yeni iş modeli ve yeni teknoloji dururken, aynı eğitim modelinde ısrar etmek istediğimizden gerçekten emin miyiz?

Harvard ve MIT’nin ortak girişimi olan EdX ana sayfası.

Bu açıdan baktığımızda, MOOC’ların neden bu kadar heyecan yarattığını anlamak mümkün. İsteyen herkese, istediği konularda açık eğitim kaynakları sunan bu siteler, bu belirsizlik içinde yolumuzu bulmamıza yardımcı olacaktır, orası kesin. Fakat, MOOC’ların gelecekte üniversitelerin yerini alacağını söylemek? Bizce bunu iddia edebilmek için henüz erken.

Çünkü üniversite eğitimi demek sadece kısa konu anlatımı demek değildir. Sosyalleşmek demektir, bilgiyi paylaşmak, tartışmak demektir, meslektaş çevresi edinmek demektir, sadece teknik bilgi değil, aynı zamanda bir meslek kültürü almak demektir, mesleği icra etme yetkisi elde etmek demektir. Ameliyat yapmayı YouTube’dan öğrendiğini söyleyen bir doktora kendinizi emanet etmek ister miydiniz? Belli bir problemi nasıl çözebileceğinizi gösteren 10 dakikalık videolardan oluşan bir listeyi takip ederek, bu tarz kapsamlı bir “eğitim” almayı beklemek, en azından şu anda var olan teknoloji ile mümkün değil – uzun bir süre mümkün olabileceğini de düşünmüyoruz.

Bize kalırsa çözüm yine üniversitelerde. MOOC’ları, ya da açık eğitim kaynakları sağlayan Mühendishane gibi platformları kullanmaya başlamak ve ders-sınav odaklı eğitimin biraz dışına çıkıp, proje-lab ağırlıklı, öğrencilerin yaparken öğrenmelerini sağlayacak eğitim modellerini denemek, hem teknolojiyi eğitime entegre etmek, hem de eğitimi güncelleştirmek açısından güzel bir başlangıç olabilir.

Yeter ki üniversitelerimiz bu değişimin bir parçası olmak için gönüllü olsun.