Elon Musk’ı neden takip etmelisiniz

Eğer tek bir girişimci internet üzerinde kredi kartıyla işlem yapmanızı sağlayan ilk sistemi geliştirmişse (PayPal), ardından dünyanın en çok ümit vaat eden elektrikli araba üreticisini kurmuş (Tesla Motors), üzerine bir de enerji sektörüne girip güneş panelleri üretmeye başlamış (SolarCity), bir de cila niyetine roket firması kurup, Mars’a yerleşecek ilk insan kolonisinin kullanacağı roketleri üretmeye başlamışsa (SpaceX), biraz ilgiyi hakediyor olması lazım.

Güney Afrika’da doğup büyüyen Elon Musk, üniversite eğitimini ABD’de tamamlıyor. Fizik ve ekonomi alanlarında iki lisans programı bitirdikten sonra Stanford Üniversite’sinde Uygulamalı Fizik ve Malzeme Bilimi doktora programına başlıyor. Fakat bir süre sonra doktorayı yarım bırakıyor: Haber kurumlarının internet yayıncılığına geçişini sağlayan bir sistem geliştirmek için Zip2 adını verdiği bir şirket kurarak iş hayatına geçiyor. 1999 yılında, kurduğu bu ilk şirketi bilgisayar üreticisi Compaq’a 307 milyon dolara satıp, elde ettiği gelirle internet üzerinde kredi kartı kullanımını mümkün kılan ilk şirketi, yani PayPal’i kuruyor. PayPal’i de 2002 yılında eBay’e 1.5 milyar dolara sattıktan sonra elde ettiği birikimle Hawaii’ye yerleşip, ömrü boyunca kazandığı paraları yiyor… diye bekliyorsanız, yanılıyorsunuz: Üç yeni şirket daha kuruyor. Üstelik hükümetlerin bile altından kalkmayı beceremediği alanlarda faaliyet gösteren şirketler.

Para getirecek sektörlerden ziyade, insanlığa faydası olacak alanlarda iş yapmayı tercih eden, alışık olmadığımız tarzda bir girişimci Elon Musk. İnsanlığın yararına olduğuna inandığı üç ana alan olarak temiz enerji, ulaşım ve uzayı belirleyen Musk, bu üç sektöre de ayrı birer şirket kurarak giriyor.

Bu üç alandan ilk ikisi, gereklilikleri herkes tarafından kolay kavranabilen alanlar: Özellikle fosil yakıtların atmosfere salınımına bağlı olduğu düşünülen küresel ısınma göz önüne alındığında, hem temiz enerjiye, hem de temiz enerjiyle çalışan ulaşım araçlarına duyulan ihtiyaç anlaşılabilir. Tabii bir yandan bu şirketleri kurarken, bir yandan da küresel ısınmanın fosil yakıtlara bağlı olduğuna inanmayan şüphecilerle uğraşmak zorunda kalıyor Elon Musk. Fakat, bu şüphecilere karşı sunduğu argüman, gerçekten kayda değer:

“Küresel ısınma tartışması bana kalırsa yanlış bir eksende sürüyor. Sormamız gereken esas soru, küresel ısınmanın gerçekten fosil yakıtlardan kaynaklı olup olmadığı değil.

Sorun şu ki, kullandığımız fosil yakıtların nasıl olsa bir gün sonuna geleceğiz. Ve o gün geldiğinde, başka enerji kaynaklarını zaten çoktan geliştirmiş olmamız gerekecek. Sormamız gereken esas soru şu: küresel ısınma gerçekten fosil kaynaklara bağlı mı bilmiyoruz, ama bu kumarı gerçekten oynamak istiyor muyuz? Eğer küresel ısınma gerçekten de fosil yakıtların atmosfere salınımına bağlıysa, geri dönülmez bir felaketin eşiğine gelene kadar bu riski almaya devam etmeli miyiz? İleride farklı enerji kaynaklarına nasıl olsa ihtiyaç duyacağımız ortadayken, bu kumara devam etmek yerine, temiz enerjiye geçişi şimdiden yapmak için çalışmak daha akıllıca bir çözüm gibi görünüyor.”

Oldukça ikna edici bir argüman.

Şimdi bir de çalıştığı üçüncü alana bakalım:  uzay yolculuğu. Elon Musk, ileride yaşanması muhtemel bir felakete karşı, insan ırkının birçok gezegende yaşam sürdürebiliyor olması gerektiğini düşünüyor. Gerçekten de, bilimsel ve teknolojik gelişmeler her ne kadar aydınlık bir gelecek resmi çiziyor olsalar da, bu gelişmelerin bir de karanlık tarafı var. Örneğin sicim kuramına (string theory) önemli katkısı bulunan ve bugün yaşayan en önemli fizikçilerden biri olan Michio Kaku’ya göre ileride insanları bekleyen birçok kötü senaryonun gerçekleşmesi mümkün olabilir. Kaku, 3D yazıcıların ortaya çıkması ve teknolojinin akıl almaz bir hızda gelişmesi ve ucuzlaması sayesinde, ileride evinde ispanyol gribi virüsünün (bu virüs 1918 yılındaki bir salgında 1. Dünya Savaşı’ndan ölen insan sayısından daha çok sayıda insanın ölümüne neden olmuştu) DNA’sını üreten çocuklarla ya da evinin arka bahçesinde uranyum zenginleştirmeye kalkan insanlarla karşılaşmamızın mümkün olabileceğini söylüyor. Bu tür tehlikelerin yanında, dünya dışından gelebilecek, büyük bir asteroidin dünyaya çarpması gibi tehditler de bulunuyor.

Elon Musk, SpaceX ziyareti sırasında Obama ile (Wikipedia)
Elon Musk, SpaceX ziyareti sırasında Obama ile (Wikipedia)

Elon Musk, insanoğlunun uzaya yayılmaya başlaması için gereken temel koşulun tekrar kullanılabilen roketler olduğunu düşünüyor. Bugün kullandığımız bütün ulaşım araçlarında geçerli olan bir koşul bu: örneğin otobüs seyahatlerinde, terminale yaklaşırken otobüsten atlayıp otobüsün terminale çarparak infilak ettiğini görmüyoruz. Ya da uçak seyahatlerinde, havaalanına yaklaşırken paraşütle atlayıp uçağın çakılmasını beklemiyoruz. Fakat uzay yolculuğu mevzubahis olduğunda, işler az çok bu şekilde yürüyor.

Eğer bir gün Mars’ta bir koloni kurulacaksa ve her yolculukta bir roket feda edilecekse, işin maliyeti altından kalkamayacağımız boyutlara ulaşacaktır. Musk’ın kurduğu SpaceX, işte bu soruna çözüm sunabilmek adına, tekrar kullanılabilen roketler üretmek için çalışıyor. Kurulduğundan bu yana, önemli bir mesafe de katetmiş durumdalar. Örneğin birkaç ay önce, geliştirdikleri Grasshooper roketinin kalkış ve iniş testlerini yayınladılar. Bu roket, insanoğlunun tarihte geliştirdiği dikey kalkış ve iniş yapabilen ilk roket.

Elon Musk, herhangi bir girişimci değil, orası kesin. Hatta birçok kişi Musk’ı bu kuşağın Steve Jobs’ı olarak görüyor. Fakat Musk’ı daha önce gördüğümüz girişimcilerden ayıran ilginç bir özelliği daha var: eğitimi fizik, malzeme bilimi ve ekonomi üzerine olmasına rağmen, çok kapsamlı mühendislik bilgisi ve vizyonu gerektiren çok zorlu alanlara gözünü kırpmadan girebiliyor. Örneğin, üniversitede fizik ya da malzeme bilimi okurken öğrendikleriniz, bir roket firması kurmak için gereken bilginin ne kadarını karşılayabilir? Ya da finans sektöründe büyük etki yaratan bir şirket kurabilmek için gereken bilginin?

Elon Musk muhtemelen, yeni nesil bir girişimci kuşağının en çok parlayan örneklerinden bir tanesi. Bugün bile görmeye başladığımız ve ileride daha da çok göreceğimiz bir girişimci zihniyetinin aksiyona geçen örneklerinden bir tanesi.

Elon Musk gibi bugün ismini sayabileceğimiz birçok yeni girişimci, artık bir iş kurmak için illa o konuda diploma sahibi olmayı beklemiyor. Hatta diploma sahibi olmayı bile beklemiyor. Facebook, Twitter, Microsoft ve Apple gibi günümüzün öne çıkan büyük firmalarının kurucularının hiçbirinin üniversite mezunu olmaması da bu gelen değişimin göstergelerinden bir tanesi. Örneğin bilgisayar programcısı olarak bilinen ve yine üniversite mezunu olmayan, Twitter’ın kurucularından Jack Dorsey, herkesin kredi kartı kabul edebilmesini sağlayan Square adında yeni bir firma daha kurdu. Dorsey’in finans alanında herhangi bir öğrenimi ve tecrübesi olmamasına rağmen, finans sektöründe ciddi bir etki yaratan bir firmayı başarıyla hayata geçirmiş olması, gösterebileceğimiz bir diğer örnek.

Görünen o ki, bu yeni ekonomi, yeni bir endüstriyi ve yeni bir eğitim anlayışını da ortaya çıkartacak. Nasıl bugün bildiğimiz haliyle üniversite eğitimi endüstri devriminin bir sonucu olarak şekillendiyse, bu  yeni ekonomi de kendi girişimcilerini ve daha çok girişimcinin kolayca yeni alanlara girebilmesini sağlayacak yeni bir eğitim anlayışını da kendi içinden çıkartacak.