Meselenin özüne inmeden önce, konuya bir hikaye ile giriş yapalım.

Diyelim ki, savaş zamanında görev yapan bir mühendissiniz. Sizin bilginize güveniliyor olacak ki, önemli bir problem hakkında sizin de görüş belirtmeniz istendi.

300px-Maxwell_B-24Problem şu: bombardıman uçaklarınız düşman hedefleri bombaladıktan sonra sıklıkla düşürülüyorlar. Geri dönebilen uçakların oranı düşük ve bu şekilde giderse orduda görev yapabilen ne pilot kalacak, ne de sağlam uçak. Uçakların düşürülmeden geri dönebilmesi için ne yapılması gerektiği konusunda sizden görüş belirtmeniz isteniyor.

İlk olarak geri dönebilen uçaklarda bir inceleme yapılmasını istiyorsunuz. Hemen bir inceleme başlatılıyor ve sizin de görebilmeniz için uçakların farklı kısımlarını gösteren fotoğraflar çekiliyor.

Bu fotoğraflarda enteresan bir nokta dikkatinizi çekiyor: Geri dönen bütün uçaklarda, isabet eden kurşun izlerinin kanat ve kuyruk bölgesi civarına ve gövdenin alt kısımlarına yoğunlaştığını tespit ediyorsunuz. Siz bu tespiti yaptıktan sonra, yanınızdaki meslektaşlarınızdan birisi diyor ki: “Tamam! O zaman bu bölgelere ekstra zırh yerleştirirsek, uçakları düşmekten kurtarabiliriz!”

Bu öneriye sizin cevabınız ne olurdu?

Meslektaşınızın önerisi kulağa oldukça mantıklı geliyor, değil mi? Eğer kurşun izleri belli bölgelere yoğunlaşıyorsa, bu bölgelere zırh yerleştirerek uçakları düşmekten kurtarabilirsiniz.

Halbuki bu, yapacağınız en yanlış hareket olur. Neden mi?

Çünkü bu fotoğrafların gösterdiği esas şey şu: bu bölgelere kurşun alan uçaklar geri dönebiliyor. Geri dönemeyen uçaklar, farklı yerlere isabet alanlar. Dolayısıyla, bu bölgeleri koruma altına alarak aslında hiçbir şey elde edemezsiniz: Esas zırh yerleştirmeniz gereken yerler, kurşun izlerinin yoğunlaştığı bu konumların dışında kalan kısımlar.

Enteresan bir yaklaşım, değil mi? Bu hikaye, aslında gerçek bir olaya dayanıyor. Amerikan ordusu İkinci Dünya Savaşı sırasında bombardıman uçaklarını kaybederken, bu akıl yürütme ile düşen uçakların sayısını azaltmayı başarabiliyor. Bu fikri veren de, Macaristan doğumlu, Abraham Wald adında bir istatistikçi [ayrıntılı bilgi].

sjŞimdi, Steve Jobs meselesine geri dönelim.

Yukarıdaki mantık hatası sadece savaş alanında değil, hayatın birçok alanında karşımıza çıkıyor. Kurtulanların neden olduğu bu mantık hatası, bir süreç sonrasında sadece hayatta kalanlara bakarak yapılan değerlendirmelerin çarpıklığını ifade ediyor.

Benzer bir değerlendirmeyi yeni kurulan girişimler için de yapabiliriz. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, iş hayatına başlayan taze girişimlerin neredeyse %90’ı batıyor. Ve biz sadece başarılı olan %10’a bakarak nasıl iş yapmamız gerektiği konusunda çıkarımlar yapmaya çalışıyoruz.

Başarı stratejileri önemli olsa da, başarısız girişimlerin neden başarısız oldukları, yani nereye kurşun alarak düştükleri de bizim için bir o kadar önemli olmalı. Çünkü tıpkı uçaksavarlardan kurtulan uçaklar gibi, taze bir girişimin hayatta kalabilmesinde aslında şansın etkisi büyük.

Taze bir girişimin hayatta kalabilmesi için start-up evresinde büyük başarısızlıklardan uzak durabilmesi, sık yaşanan küçük başarısızlıkları ise sindirebilmesi gerekiyor. Yani bir girişimi batıran şey yaptığı ufak iterasyonlar değil, başına gelen büyük felaketler oluyor. Eğer siz “düşen” bu şirketlerin neden düştüklerine bakmaz da, sadece uçuşa devam etmeyi başarmış şirketlerin hikayelerine odaklanırsanız, o zaman kaçınılmaz olarak yukarıda bahsettiğimiz mantık hatasının pençesine düşüyorsunuz.

Örneğin, “ana cadde üzerinde 10 tane dondurmacı var, çok tutuyor, ben de bir tane açayım” diye düşünen birisi, kendisi gibi düşünen ve dondurmacı açıp iflas eden 90 kişiden habersiz olabilir. Çünkü, benzer bir mantık hatasıyla, on dondurmacıdan onu da iş yapıyor, diye görüyordur resmi. Halbuki bu 90 kişiden haberdar olsa ve sadece başarılı olan 10 kişiden cesaret almak yerine, batan bu insanlarla da neden battıkları üzerine konuşma fırsatı bulabilse, o zaman gerçek resmi görebilir.

Sadece başarılı olan 10 kişiyle konuşmak ise, yapacağı muhtemel kritik hataları görebilmesine yardımcı olamaz. Çünkü, kulağa tuhaf da gelse, bu 10 kişi işin tutmasını sağlayan gerçek nedenlerden habersiz olabilir. Belki lokasyonları daha avantajlıydı, belki dükkanın dekorasyonu bir şekilde müşterilere daha cezbedici geldi. Ama bu insanlarla konuşup başarılarının sırrını sorarsanız, size muhtemelen başarıya daima inandıklarını ve işin tutacağını hissetiklerini söyleyeceklerdir. Aslında diğer 90 kişi de bu hissiyata sahipti. Ta ki, işleri batana kadar.

Bu demek değil ki, başarı tesadüflere bağlıdır ve başarılı girişimler sadece şansları yaver gittiği için başarılı olurlar. Başarıda şansın rolü olsa da, işi yapanların becerisi, vizyonu ve çalışma azimleri başarı açısından son derece önemli. Fakat bunun yanında, konu ister girişimler olsun, ister spor ya da medya starları, dikkatimizi sadece başarılı azınlığa yöneltme gibi bir eğilimimiz olduğunu bilmemizde fayda var. Bunun sonucu olarak da ölümcül hataları göz ardı edip, naif bir iyimserlikle başarıyı kolay bir hedef gibi algılayabiliyoruz.

Sonuç olarak eğer sizin de kafanızda bir iş fikri varsa, YouTube’da Steve Jobs ve Elon Musk videolarından ilham almayı bırakıp, biraz da çakılanların hikayelerine kulak kabartmanızı tavsiye ediyoruz. Emin olun onların hikayeleri size çok daha fazla şey katacak.

Yazar hakkında

Arda Çetin

Mühendishane içeriği Arda Çetin tarafından hazılanıyor. Ayrıntılı bilgi için bu bağlantıyı takip edebilirsiniz.