Bu hafta Mühendishane’de demir-çelik metalurjisi denildiğinde Türkiye’de ilk akla gelen isimlerden biri olan Prof.Dr. Naci Sevinç’i ağırlıyoruz. Kendisiyle metalurji eğitiminin sorunları ve metalurjinin geleceği üzerine konuştuk.

Arda Çetin: Okuyucularımız için biraz kendinizi tanıtır mısınız?

1968 ODTÜ mezunuyum. Yüksek lisansımı 1970 senesinde, yine ODTÜ’de tamamladım. Asistanlığa başladıktan sonra, 1971’de yurtdışına gittim. Doktoramı da 1976 senesinde tamamladıktan sonra ODTÜ’ye geri döndüm. O gün bugündür de ODTÜ’deydim. Ta ki, 2013 Ocak’ta yaş haddinden emekli olana kadar. Şimdi Atılım Üniversitesi’nde görev yapıyorum.

Hocam, üniversitelerdeki genel eğilimlere baktığımız zaman, metalurji mühendisliğinden temel malzeme bilimi konularına doğru bir yönelim görüyoruz. Bunun sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Naci Sevinç

Prof.Dr. Naci Sevinç (Fotoğraf: Arda Çetin)

Şimdi orada çok ciddi bir sıkıntı var. Biz bu sıkıntıyı yıllar öncesinden de gördük aslında. Konuya üniversite açısından bakarsak, öncelikle üretim ya da klasik metalurji diyebileceğimiz konularda çalışacak hoca bulabilmek artık bir problem. Bu konularda çalışan öğretim üyeleri artık emekli oldu ya da olmak üzere. Bu hocaların yerine yeni, genç arkadaşların geçmesi lazım. Biz bu konuda çok ciddi bir arayışa girmemize rağmen, öğretim üyesi olsun diyebileceğimiz bir arkadaş bulamıyoruz. Çok başvuru var, korkunç başvuru var. Ama bu arkadaşların hepsi, daha yeni konular diyebileceğim, malzeme bilimi ağırlıklı, ya da ileri malzeme ağırlıklı konularda çalışıyorlar.

Yani sadece belli konular üzerine yoğunlaşmış adaylar geliyor ama bölümün ihtiyacı olan konularda yeni adaylar bulmakta zorlanıyorsunuz?

Şimdi yurtdışında bir yığın öğrencimiz var. Fakat bunların hepsi, klasik metalurji diyebileceğimiz konuların dışında çalışıyorlar. Bu kaçınılmaz olarak böyle olmak durumunda, çünkü gittikleri yerlerde o konular çalışılıyor. Ama ondan sonra geldiklerinde, buradaki üniversitelerin ihtiyaçlarına çare olamıyorlar. Diğer taraftan, kendileri de akademik pozisyon bulmakta zorlanıyorlar. Örnek olarak buraya geçtiğimiz 9-10 ay içerisinde nereden baksan 7-8 tane başvuru oldu. Bu arkadaşların hiçbirini kabul etmemiz mümkün değildi. Ama çalışma konuları nedeniyle, anlatabiliyor muyum?

Üniversiteler açısından bir sıkıntı var. Peki, sanayi perspektifinden nasıl bakıyorsunuz?

Şimdi, sanayinin durumuna bakacak olursak, Türkiye’deki sanayi hala metalurji ağırlıklı bir sanayi. Örneğin çelik üretiminde dünyanın en büyük sekizinci ülkesi konumuna geldik. Avrupa’da ikinciyiz. 1970’lerde 2 milyon ton olan üretimimiz, 40 milyon tona falan geldi. Hala çelik fabrikası yatırımları var. Dökümde Avrupa’da bayağı bir söz sahibi olduk.

Şimdi, bu alanlarda bizim yetişmiş mühendise ihtiyacımız var. Ama üniversitelerden bu konularda kuvvetli mezunlar gelmiyor. Bunun yanında, belki ortamın da şartlamasıyla, çocuklar da pek düşünmüyorlar bu konuları. Malzeme tarafı daha cazip geliyor. Gidip de bir çelikhanede, ya da dökümhanede çalışayım demiyorlar. Bu da beraberinde sıkıntıları getiriyor tabii. ODTÜ, İTÜ gibi üniversitelerin mezunları özellikle hiç gitmek istemiyor oralara.

Malzeme ve metalurji artık aynı çatı altında barınmakta zorlanıyor mu?

Malzeme artık bütün mühendisler tarafından çalışılıyor. Bütün mühendisler malzeme araştırmaya başladılar. Örneğin bizim bölüme öğretim üyesi olsun diye başvuran çocuklara bakıyorsun. Elektrik mühendisliği okumuş. Ama sonra malzeme üzerine araştırma yapmış, ben malzemeciyim diyor. Kimyacısı da böyle, biyoloğu da. Artık interdisipliner bir alan oldu malzeme. Ve öyle de olmak durumunda. Ama bu gelişmeler, metalurjiyi bir disiplin olmaktan çıkarmamalı. Metalurji mühendisliği, eskiden ana mühendislik dallarından bir tanesiydi. Bence. Kimya mühendisliği gibi, inşaat, elektrik, makina mühendisliği gibi, metalurji de temel bir daldı.

Peki, metalurji mühendislerinin malzeme konusuna yaklaşımında, bu saydığınız diğer branşlara kıyasla ne gibi farklar var?

Öncelikle, biz bir mühendislik bölümüyüz. O yüzden formasyonumuz farklı. Temel bilim üzerine çalışan birisinin, mühendislik formasyonu gerektiren bir konuda çalışma yapması aynı şekilde olamaz. Sürekli malzeme bilimine vurgu olduğu zaman mühendisliği kaybetmeye başlıyoruz.

Bir diğer sorun da, mesela ben şimdi çocuklarda bir süreç bilgisi eksikliği olduğunu hissediyorum. Bizim konularda süreç çok önemlidir. Bir yerden başlarız, bir yere gideriz. Ben bir sonuç istiyorsam, buraya nasıl giderim, bunun öncesinde ne yapmam gerekir diye düşünürüm. Çocuklara böyle güzel güzel konular anlatılıyor ama bu süreç bilgisi bir eksiklik olarak kalıyor. Yani bölük pörçük bir şeyler biliyorlar ama kombine edemiyorlar. Bu da, klasik metalurji formasyonunun eğitimde arka planda kalmasından kaynaklanıyor.

Aslında metalurji ve malzeme dediğimiz zaman o kadar geniş bir alandan bahsediyoruz ki, bu kadar kapsamlı bir konunun bir lisans programında aktarılması da oldukça çok zor olsa gerek?

Kesinlikle öyle. Bir yandan malzeme araştırmak lazım, malzeme çalışmak lazım, ama bir de mühendis yetiştirmek lazım. Şimdi bizim burada yaptığımız yanlış şu: Mesela kimya mühendisleri: Onlar da malzeme çalışıyor. Ama bölümün adını “Kimya ve Malzeme Mühendisliği” yapalım demiyorlar. Malzeme çalışmayan yok zaten mühendislerin içinde. Ama bir tek biz “ve malzeme mühendisliği” lafını ortaya koyduk. Ve koymanın ötesinde, metalurjiyi geri plana attık.

Malzeme çalışırken klasik metalurjiyi dışlayacak konuma gelirsek, onun zararını görürüz, görüyoruz da. Biz daha üretim boyutundan çıkabilmiş değiliz ve görünür gelecekte de çıkabileceğiz gibi görünmüyor. Kaldı ki, çıkmalı mıyız, orası da tartışmalı. Mesela hala paslanmaz çelik yapmayan bir ülkeyiz. Daha yapacağımız epey bir iş var yani. Bu alanlarda da adama ihtiyaç var tabii. Bu konularda şu ana kadar herhalde en az sıkıntı yaşayan ODTÜ ve İTÜ’ydü. O konularda kadroları vardı çünkü. Ama onlar da çok kan kaybetti, birçok öğretim üyesi artık emekli oldu, olmak üzere. Yeni gelen insanlar da kaçınılmaz olarak malzeme ağrılıklı konularda çalışmış insanlar. Çünkü gittikleri yerlerde o konuları çalışabiliyorlar.

Konuya biraz da sanayinin beklentileri perspektifinden bakalım. Üniversitede verilen eğitimin, sanayide çalışanlar için fazla kuramsal olduğu görüşüne katılıyor musunuz?

Bu öğrencinin işine yarar, bu sanayideki adamın işine yarar meselesi değildir bu. Bakın, mühendislik bir formasyondur. Üniversite eğitiminin amacı bu formasyonu vermektir. Atılım Üniversitesi için henüz çok yeniyim ama ODTÜ’den bahsetmem gerekirse, biz bu açıdan galiba ODTÜ’de iyi bir eğitim veriyoruz. Nedeni de ortada: mezunlarımız çok başarılı. Akademik çalışmalarda başarılılar. Yurtdışına giden mezunların hepsi orada gayet güzel konumlara geldiler. Sanayide çalışanlara bakıyorsun, pırıl pırıl mühendis hepsi. Demek ki biz o formasyonu verebiliyoruz, anlatabiliyor muyum? Atılım Üniversitesi’nde de ODTÜ’ye benzer bir ders programı olduğu için, öğrencilerin burada da aynı mühendislik formasyonunu almalarını bekliyoruz.

Bir örnek vereyim. Mesela, matematik. Biz burada oturup hergün diferansiyel denklem kullanmıyoruz. Kullanan mühendisler vardır belki, ama bizde öyle aman aman bir matematik gerekmiyor. E kaldır o zaman matematiği diyebilir misin? Diyemezsin.

Temel bir kavrayış ve formasyon kazanmanızı sağlıyor çünkü…

E yani. Ben sanayiye gidecek öğrencilere söylüyorum. Senin o çalışacağın yerde, bu işe senelerini vermiş ustabaşları var. Sen hayatın boyunca, o adamın bildiği kadar bilemeyeceksin. Çünkü o en ince ayrıntısına kadar işi biliyor. Ama “niye”sini bilmiyor. Sen işte onu biliyorsun. Aradan yıllar geçse de, sen onun bildiği kadar bilemeyeceksin. Ama onun önüne geçeceksin. Çünkü sen niyesini biliyorsun. Bu çok daha önemli.

Biraz da metalurjinin geleceği üzerine konuşalım. Az önce Türkiye hala paslanmaz çelik üretmeyen bir ülke dediniz. Bu yeterince ar-ge yapılmıyor olmasıyla ilgili bir durum mu, yoksa arkasında ekonomik nedenler mi var?

Yok, hayır. Paslanmaz çelik bizim yapamayacağımız bir şey değil. Olay bir pazar olayı. Bunun tüketimi ve satışı önemli. Öteden beri konuşulur bu, Türkiye’de paslanmaz çeliğin yeterli tüketimi yok denilirdi. Artık bu doğru değil. Biz de bir fabrika kurulmasını olanaklı kılacak bir tüketim seviyesine geldik zannediyorum. Ayrıca üretilen çelik ihraç da edilebilir.

Fakat bu işin bir pahası var tabii. Paslanmaz çeliğin yatırım maliyetleri yüksektir. Yani, ben inşaat demiri yapacağım diyerek bir çelikhane kurarsan, bunun bir maliyeti vardır. Ama paslanmaz çelik dediğin zaman, örneğin bunun yassı mamül olması lazım. Sadece uzun mamul yapacağım dersen olmaz. Yani özet olarak teknik olarak yapılamaz bir iş değil bu. Birilerinin bu işe soyunması lazım.

Geri dönüşüm ve atık malzemelerin geri kazanımı da günümüzün önemli konularından birisi. Metalurji perspektifinden nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii, bu konu çok önemli. Giderek de önem kazanacak. Ben demir-çelik özelinde konuşayım, ama bunları bir genelleme olarak da söyleyebiliriz: Üretimin artık sıfır atıklı olması amaçlanıyor. Yani, örneğin, sıfır atıklı çelik yapacaksın deniliyor. Üretimde çıkan her türlü malzemeyi bir yerlerde değerlendirmen gerekiyor. Eskiden atabiliyor, satabiliyor olduğun şeyleri artık yapamıyorsun. Toprağa gömemiyorsun, havaya veremiyorsun. Ne yapacaksın? Bir yerlere saklayayım dediğin zaman, yarın öbür gün baş belası haline geliyor. Çünkü, hiçbir derdi olmasa bile, yer kaplıyor. Fabrika ortamının olduğu yerde arazi çok değerli. Kaldı ki attığın şey de zararlı bir şey. O yüzden bu atıkları değerlendirme konusunda çok ciddi çalışmalar var. Ve gelecekte de olacak.

Hocam çok teşekkürler zamanınız için.

Rica ederim.

Yazar hakkında

Arda Çetin

Mühendishane içeriği Arda Çetin tarafından hazılanıyor. Ayrıntılı bilgi için bu bağlantıyı takip edebilirsiniz.