Editörün notu: Bu yazı, konuk yazar Nurullah Atay tarafından hazırlanmış ve daha önce kendi bloğunda yayımlanmıştır.


Pilli ya da prize takılan aletlerin sayısı ve çeşidi hergün artıyor. 15 yıl önce ortalama bir evde masaüstü bilgisayar ve hesap makinesi dışında pek elektronik eşya olmazdı. Şimdi, hemen herkesin ikişer cep telefonu, birer kablosuz telefonu, dizüstü bilgisayarı, kamerası, mp3 çaları, taşınabilir oyun konsolu var. Yeni teknolojiye sahip bu elektronik aletlerin enerji tüketimi çoğu zaman görmezden geliniyor.

1998 model Qualcomm QCP-2700 ve iPhone 5 (Resim: Wikimedia, CC BY-SA 3.0)

1998 model Qualcomm QCP-2700 ve iPhone 5 (Resim: Wikimedia, CC BY-SA 3.0)

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) raporuna göre, LCD televizyon, mp3 çalar, telefon gibi elektronik aletlerin elektrik tüketimi 2022’de iki katına, 2030’da üç katına çıkacak. Bu hızlı artışın bir nedeni, cihaz sayısının artması. Bir diğer ve bence daha önemli olan neden ise, beher cihazın tüketiminin artması. Enerji tasarrufu ve iklim değişikliği konularında çalışan İngiltere merkezli örgüt Energy Savings Trust’ın raporu da benzer haberler veriyor. Cihazların açıkken tükettiği enerjinin yanında, irili ufaklı bir sürü aletin prize takılı durumdayken oluşturduğu “stand-by dağı”, artık görmezden gelinemeyecek bir büyüklük olarak karşımıza çıkıyor.

Dikkat çekici bu raporlara ek olarak, gözden kaçırdığımız önemli bir nokta daha var: Elektrik dağıtım sisteminin verimliliği %35 civarındadır. Prize ulaşan 1 kW enerji için yaklaşık 3 kW enerji üretilir. Buna ek olarak, dizüstü bilgisayarınızı kullanabilmeniz için gereken internet altyapısının, ya da cep telefonunuzu kullanabilmeniz için gereken GSM şebekesinin tükettiği elektrik de çoğu zaman aklımıza gelmez.

Enerji tüketimini, aletin pilleri şarj olurken şebekeden çektiği elektrikle sınırlandıramayız. Sözgelimi bir cep telefonunun gerçek enerji maliyeti, harcadığı elektriğin onbinlerce katıdır. Telefon üretilirken sarf edilen enerjiden bahsediyorum. Sanayi üretimi, bir enerji sermayesine gereksinim duyar. Bu enerji sermayesi ar-ge, proje, mühendislik, hammadde temini, ara mal temini, montaj, ambalajlama, dağıtım, satış sonrası destek, defolu üretim, arıza vb. nedenlerle oluşan zayiat ve benzeri birçok kalem için harcanır. Bir adet ürün başına harcanan tüm bu enerjiye gömülü enerji (embodied energy) denir.

Gömülü enerji

Bu kavram, enerji verimliliği denildiğinde çoğumuzun aklına gelmez. Kavramı kafamızda canlandırabilmek için dizel otomobil örneğini düşünelim. Dizel motorlar, çok pahalıya mâl oldukları için pahalıdırlar. Üretimlerinde benzinli motorlara oranla büyük miktarda enerji ve doğal hammadde harcanır. Yani gömülü enerjileri yüksektir. Buna karşılık kullanımda daha az enerjiyle daha çok iş yaparlar. Yani nominal enerji tüketimleri (litre motorin/100 km) düşüktür. Bir dizel motorun toplam veriminin benzinli bir motordan yüksek olabilmesi için, yapılan yakıt tasarrufunun üretiminde harcanan enerjiden fazla olması gerekir. Gömülü enerjiyi bu şekilde özetledikten sonra konumuza dönelim.

Gizli enerji tüketimi olarak kabul edebileceğimiz gömülü enerji, özellikle ileri teknoloji ile üretilen aygıtlarda önem kazanır. İşlemciler ve yonga setleri yüksek yoğunlukta enerji ve hammadde kullanımı gerektirir. Pahalısından birkaç bilgisayar ya da mikroçip, küçük bir otomobildeki kadar gömülü enerjiye sahip olabilir. MIT’den Gutowski’ye göre, 1 kg elektronik devre üretmenin enerji karşılığı, 1 kg metal ya da plastik parça üretmenin enerji karşılığının 100.000 katı kadar olabiliyor. Bu kıyaslamaya madencilik, fabrika kurulum maliyetleri vb. dahil değil. Başka bir kaynağa göre, 32MB’lık bir RAM devresi üretmek için, devrenin ağırlığının 600 katı kadar fosil yakıt enerjisine gereksinim duyuluyor. Bu oran bir otomobil için 2-3, alüminyum içecek kutuları içinse 4-5 civarında.

Elektronik ürünlerin bünyesinde barındırdığı toplam enerjiyi bilmek zor. Bunun bir nedeni, bu bilginin üreticiler tarafından kataloglara yazılmıyor olması. Diğer bir neden ise, bu enerjiyi hesaplamanın giderek daha zor ve karmaşık hale gelmesi. Dünyanın dört bir yanından gelen ve fiyatı değişen hammaddeler, sürekli yenilenen üretim teknikleri, ürünlerin çok kısa bir sürede demode olup üretimden kaldırılması, tüketicinin ürünü kullanma süresinin tam bilinememesi gibi nedenleri de eklemek mümkün.

varilNadir de olsa bu konuda yapılmış araştırmalara rastlamak mümkün. Örneğin 2004 yılında yayımlanan bir çalışmada, 1990 model bir bilgisayar incelenmiş. Sanayi ürünlerinde ortalama 2 kg fosil yakıta karşılık 1 kg ürün elde edilirken, bugün “antika” sayılabilecek bu bilgisayarda bu oran 12’ye 1 hesaplanmış. Bu da, bilgisayarın ömrü boyunca tüketeceği elektriğin, üretimde harcanan enerjiye oranla neredeyse ihmal edilebilecek bir düzeyde olduğu anlamına geliyor. Nokia’ya göre bir N7600’ün enerji maliyetinin %70 ila %90’ı üretim ve pazarlama aşamalarında ortaya çıkıyor. İsviçre kaynaklı bir araştırmaya göre, aynı bilgiyi GSM şebekesi üzerinden göndermek, sabit telefon şebekesinden göndermeye göre 3 kat daha maliyetli oluyor. Raporun 2004 tarihli olduğunu, üçüncü nesil uygulamalarda bu enerji maliyetinin katlanarak arttığını hatırlatayım. 3. nesil (UMTS) servisi üzerinden 500 Gb bilgi iletmek, bir arabayı 150km kullanmaya eşdeğer enerji tüketimine neden oluyor. Dahası var: UMTS şebekesi bilgi tüketimini (müzik, film, televizyon vb.) arttırdığı için, GSM şebekesinden 2.4 kat daha fazla enerji tüketmesi bekleniyor.

Üründeki gömülü enerjiyi kestirebilmemiz için fiyat bize yol gösterebilir. Aynı kategorideki iki üründen daha pahalı olan için, pahalılık oranında fazla enerji kullanıldığını söylersek yanılmış olmayız. Otomobil, makine gibi ağır sanayi ürünleri için ise fiyata ek olarak, ağırlığı da bir gösterge olarak değerlendirebiliriz. Ancak fiyatın bizi yanıltacağı yerler var: Sanayicilere verilen devlet teşvikleri, sübvansiyon, vergi indirimi gibi nedenlerle bazı ürünlerin fiyatı gömülü enerjiyi gizleyebilir. Ta Çin’den gelen bir oyuncağın 1 liraya satılabilmesinin nedeni budur.

Geri dönüşüm beyhude

Elektronik donanımın yoğun enerji ve buna karşın ihmal edilebilir düzeyde malzeme kullanıyor olması, malzemenin geri dönüşümünün marjinal faydasını azaltıyor. Bu durum üretimde ciddi miktarda hammadde kullanılıyor olması gerçeğini değiştirmiyor. Zira elektronik aygıt imalatında ortaya çıkan ürünün ağırlıkça 10 katı kadar atık oluşuyor. Bu atıkları değerlendirmek ya da daha az atık oluşturmak, sadece üreticinin elinde.

Tüketim azalacağına artıyor

LCD televizyonunuz, eski teknolojili 55 ekran tüplü televizyonunuzdan daha fazla enerji çekiyor. Çünkü ekranı çok daha büyük. Dokunmatik ekranlı, kameralı yeni telefonunuz eski 3310’unuzdan çok daha fazla elektrik çekiyor. Bunu hissetmeme nedeniniz yeni pillerin daha fazla elektrik depolayabilmesi. Dizel teknolojisinin tüm olanaklarını kullanan, motoru bir bilgisayar tarafından yönetilen yeni Peugeot 207’niz, verimlilikte 1993’ün Honda Civic Vtec-E modelini geride bırakamıyor. Çünkü daha ağır.

Gözden kaçan diğer bir etken de, artan verimliliğin tüketimi teşvik etmesi. Buna Jevon’s Paradox deniyor. En güzel örnek, az yakan otomobile sahip olan sürücünün otomobilini daha fazla kullanmaya başlamasıdır. Üretici perspektifinden bakınca da benzer bir durum var: Motorların veriminin artması otomobilin ağırlığını artırmak için açık bir pencere olarak görülüyor. Bundan 60 yıl öncesinin “ilkel teknoloji” ile üretilen Citroën 2CV modeli, 500kg ağırlığındaydı ve 100 km’de 5 litre benzin tüketiyordu. Bugün bir Golf de 5 litre civarında benzin tüketiyor. Ama ağırlığı 1300kg. Yeni plazma televizyonların çok daha verimli olması, gitgide büyüyen ekran yüzünden daha az elektrik tüketmelerini sağlamıyor.

Elektronik atık (Resim: Flickr, CC BY 2.0)

Elektronik atık (Resim: Flickr, CC BY 2.0)

Klasik tarzda bitireyim: Ne yapmalı?

Ne yapılması gerektiği konusuna sadece elektronik aletlerle sınırlı kalmadan, daha genel bir perspektiften bakmak istiyorum. Her zaman olduğu gibi en kolay tedbir tüketimi sınırlamak. Daha genel bir ifadeyle, uyanık ve sorumlu tüketici olmak. İleri teknolojinin çözdüğünden fazla sorun yarattığının farkına varmak. Size çok basit bir hesap yapmanızı öneriyorum: Önceki telefonunuzu kaç yıl kullandığınızı hatırlayın. Sonra telefona verdiğiniz parayı. Sonra kalan ömrünüzde bu şekilde kaç telefon daha değiştireceğinizi hesaplayın. Telefonun kendisine toplam ne kadar harcadınız? Ev parası etmediyse, rahat bir araba parası etti değil mi? Sıkılmadıysanız yukarıda verdiğim örnekler doğrultusunda bu tüketimin enerji karşılığını tahmin edin. Ben hala yıllar önce piyasadaki en ucuz (hayır, en kötü değil) telefonu almıştım, hala kullanıyorum. Bozulana ya da çalınana kadar da değiştirmeyeceğim. Elektronik eşya listemde yine 2004′te aldığım bir mp3 çalar (3000 saatten fazla müzikle yatırımı geri ödedi, hizmete devam ediyor), yıllanmış bir pil doldurma aleti ve piller bulunuyor. Dünya görüşüm değişip de bu blogu yazmaya başlamadan önce kullanılmış olarak gayet ucuza aldığım 18 yaşında ve 180000 km’yi devirmiş, dört kişiyi ve bagajını uzun mesafelere gayet konforlu ve ekonomik bir şekilde taşıyabilen bir arabam vardı. Otomobil kullanımını hiçbir şekilde özendirmek istemiyorum, otomobil hayatımızda yapabileceğimiz en verimsiz ve gereksiz yatırım. Ancak yeni bir otomobil alırken “az yakmasını”, “çevre dostu” olmasını beklemek gibi ironik ve saçma bir anlayış içine girmemek lazım. Toplam verimliliği %1 olan bir ulaşım sisteminden bahsediyoruz! Tüketimi mantık çerçevesinde sınırlamak, yeni bir bilgisayar, yeni bir kat kaloriferi, yeni bir televizyon gibi yatırımlara girişirken basit bir fayda/maliyet analizi yapmak herkesin üstesinden gelebileceği şeyler.

İkinci aşama ise toplumsal tepki. Bir klima üreticisi bizim klimamız şu kadar verimlidir, şu kadar ekonomiktir diye yalan reklama başladığı zaman tüketici ve çevre koruma örgütleri bu yalan beyanların peşine düşmelidir. Bazı batı ülkelerinin yasakladığı müsrif sanayi ve tüketim uygulamalarının yasaklanması ya da verimli üretim ve tüketimin teşvik edilmesi için kamuoyu oluşturulmalıdır. Dijital tekolojinin olanaklarını akıllıca kullanarak tasarruf etmek ve karbon ayak izini azaltmak mümkün. Kamu kurumlarının ofis birimleri baştan ayağa bilgisayar ağlarıyla donandığı halde neden hala evden çalışma (home office) başlamadı? Neden hükümet şirketlerin evden çalışmaya yönelmesini teşvik etmiyor?

Tüketici mağazada sergilenen bir bilgisayarda ya da bir beyaz eşyada ne kadar gömülü enerji olduğunu merak etmeye başladığı gün, sanayi sektörü eminim ki kendine çeki düzen verecektir. Seçmen, iktidar adaylarından su ve elektrik iletim hatlarımızdaki dünya rekoru kıran iletim kayıplarımızı azaltmaya yönelik projeler talep ettiği gün, doğanın ve cebimizdeki paranın tükenişi duracaktır. “Ucuz” diye Çin malı, çevre düşmanı, çocuk köleler tarafından üretilen malları almayı bıraktığımız gün, sanayi üzerinden yapılan korkunç doğa tahribatının suç ortağı olmaktan kurtulacağız.

Hiçbir şey yapmamak bu sistemde taraf olmaktır. Yok etmenin, çocuğunuzun, torununuzun hayatını ve kaynaklarını çalmanın tarafındaysanız ve vicdanınız buna rağmen rahatsa fikrinizi değiştiremediğim için üzgünüm. Değilse, hemen bugünden itibaren üzerinize düşen sorumluluğu hissetmeye, olaylara, düzene bakışınızı gözden geçirmeye başlayabilirsiniz. Ben gözden geçirdim, bildiğim herşeyin yanlış olduğunu anladım, gelecekle ilgili planlarımı değiştirdim, okumaya ve bu blogu yazmaya başladım.

Yazar hakkında

Arda Çetin

Mühendishane içeriği Arda Çetin tarafından hazılanıyor. Ayrıntılı bilgi için bu bağlantıyı takip edebilirsiniz.