Yüksek lisans veya doktora yapmalı mıyım?

Mühendishane üzerinden bana en sık gelen sorulardan bir tanesi bu: Yüksek lisans veya doktora yapmalı mıyım? Bu kadar yoğun bir şekilde sorulduğuna göre, bir blog yazısı halinde yayımlamakta fayda olabileceğini düşündüm. Bu yazının amacı elbette yüksek lisans ya da doktora yapmalısınız ya da yapmamalısınız gibi kesin bir sonuca varmak değil: Aksine, konuyu kariyeriniz açısından size sunacağı avantaj ve dezavantajlar perspektifinden değerlendirip, kendi kararınızı vermenizi kolaylaştırmaya çalışmak. Konu çok yönlü olduğu için, ben de kısa yazmayı beceremediğim için, yine diğer yazılar gibi uzun ve kapsamlı bir yazı sizi bekliyor. Lafı fazla uzatmadan başlayalım.

Öncelikle bu yazının kendi tecrübem doğrultusunda şekillendiğini, dolayısıyla da özellikle mühendislik öğrencileri için tavsiye niteliğini taşıyabileceğini söylememde fayda olabilir. Eğer farklı bir alanda çalışıyor ve yazıyı okuyorsanız, buradaki tavsiyelerin sizin için ne kadar uygun olduğunun değerlendirmesini size bırakıyorum.

Yüksek lisans ve doktoraya başlama süreci

İlk olarak şunu belirtmem gerekir: Herkes yüksek lisans ve doktoraya aynı şartlarda, aynı koşullarda ve hayatının aynı döneminde başlamıyor. Evet, birçok öğrenci mezuniyetinin hemen arkasından, çoğu zaman kariyerine nasıl başlayacağını bilemediği veya ne istediğinden emin olmadığı düşünceleriyle, belki biraz da zaman kazanmak için yüksek lisans yapmaya karar verebiliyor. Bu yazıda, daha ziyade bu kararsızlık dönemindeki öğrencilere karar vermelerini kolaylaştıracak bilgiler sunmayı hedefliyorum. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde belli bir ihtiyaç nedeniyle ya da tamamen merak ettiği için bir konuda yüksek lisans veya doktora yapmayı düşünenleri bu yazı çok bağlamayabilir.

Diyelim ki mezuniyeti yaklaşan bir öğrencisiniz ve artık akademik sürece devam etmek konusunda bir karar vermeniz gerekiyor. Bunu söylemeye gerek bile yok belki ama eğer akademisyen olma hayaliniz varsa, akademik kariyer yapmayı kafanıza koymuş durumdaysanız, o zaman bu zaten ilerlemeniz gereken bir yol. Bunun başka bir alternatifi yok. Tabii bu kararı verirken neye bulaştığınızın ne kadar farkında olduğunuzu da sorgulamanızda fayda var. Konunun bu tarafında birazdan değineceğim.

The-Origins-of-the-Theses-1024x585

Eğer akademisyenliği düşünmüyorsanız veya bu konuda da kararsızlık yaşıyorsanız, o zaman konuyu avantajları ve dezavantajları perspektifinden değerlendirmeye başlayalım.

Avantajlar: Bana ne kazandırır?

phdÖncelikle şunu söyleyerek başlamakta fayda var: Yüksek lisans ve doktorayı aynı kapsamda değerlendirmek doğru olmaz. Yüksek lisans iki yıl, doktora dört yıl, dolayısıyla doktora yüksek lisansın biraz daha kapsamlısı diye bakarsanız, hata yapmış olursunuz. Doktora sürecini tamamlamak ve doktor titrini kazanmak için yapmanız gereken çalışmanın niteliği çok daha yüksek. Biz ilk olarak yüksek lisans ile başlayalım.

Yüksek lisans
Eğitim her zaman bir kazançtır. Bunun tartışılacak bir tarafı olmadığını düşünüyorum. Belli bir konudaki uzmanlığınızın artmasının, kavrayışınızın derinleşmesinin size mesleki olarak bir zararı olmayacaktır.

Buna ek olarak, yüksek lisans çalışması yapmak size bir konuyu derinlemesine nasıl çalışmanız gerektiği konusunda güzel bir tecrübe kazandırır: Akademik literatürü nasıl taramanız gerektiğini, bir yayın dehlizi içinden çıkardığınız bilgileri nasıl filtreleyip, bu bilgilere nasıl anlaşılabilir bir yapı kazandıracağınızı, herhangi bir konuyla ilgili olarak insanlığın güncel bilgi düzeyini nasıl değerlendirip, eksikleri nasıl görebileceğinizi nitelikli bir yüksek lisans çalışması yapmanız durumunda öğrenebilirsiniz.

Yüksek lisansı, lisans süresince uzmanlaşma fırsatı bulamayacağınız alanlarda kendinizi geliştirme fırsatı bulabileceğiniz bir süreç de olarak da değerlendirebilirsiniz. Örneğin iş bulmanıza yardımcı olabilecek yazılımlar olabilir, analiz/test metotları olabilir, bu gibi konularda uzmanlaşma fırsatı bulabileceğiniz bir süreç olarak da görebilirsiniz.

Ancak şunu belirtmekte fayda olabilir: Sahip olduğunuz bazı yetkinliklerin sanayide kabul görebilmesi için sadece uzmanlık geliştirmeniz yetmeyecektir. Bazı konularda yetkinlik düzeyinizi bazı sertifika ve belgelerle ispatlamanız gerekebilir. Örneğin bir programlama dili öğrendiğinizde, bunu sertifikayla desteklemeniz gerekmeyebilir. Ama tahribatsız muayene üzerine yüksek lisans yaptığınızda, eğer gerekli sertifikaları almadıysanız (UT seviye 1, seviye 2 gibi), bu tecrübeniz sanayi gözünde pek bir anlam ifade etmeyecektir.

Çoğu öğrenci, yüksek lisans yaptıktan sonra iş hayatına başlamaları durumunda maaşlarında bir artış olup olmayacağını merak ediyor. Bazı firmalar yüksek lisans derecenizi maaşa belli bir oranda olumlu şekilde yansıtabiliyorlar. Ancak bu, devlet kuruluşları ve bazı kurumsal firmalar dışında, özel sektörde çok yaygın şekilde gördüğümüz bir durum değil. Yüksek lisans konunuz firmanın alanı ya da yapacağınız görevle birebir ilişkili olmadığı sürece, yaptığınız yüksek lisansın firmalar açısından çok büyük bir önemi de olmuyor. Bu konuda kesin ifadelerle bir şey söylemek mümkün değil. Ama genele baktığımızda, yüksek lisansın ileride alacağınız maaşa ya da iş bulmanıza çok ciddi bir katkısı olmayacağını söyleyebiliriz.

MBA
MBA, ayrı bir kategoride ele alınması gereken bir yüksek lisans programı. Tanımı gereği işletmeciliği akademik bir çerçevede öğrenmek amacıyla katıldığınız bu yüksek lisans programı, giriş seviyesindeki mühendislik pozisyonlarına başvururken size bir ayrıcalık sağlamaz. Çok genç yaşta yaptığınız bir MBA ise, yönetici pozisyonuna geldiğinizde bilgilerinizi çoktan unutmuş olacağınız için, size bir fayda sağlamaz. O nedenle MBA’in üniversiteden mezun olur olmaz değil, kariyer yolculuğunuza başladıktan sonra, ilerleyen yıllarda ihtiyaca göre değerlendirmeniz gereken bir program olması, daha amaca yönelik bir fayda elde etmenizi sağlayacaktır.

superhero-dream-team
İyi bir MBA programının size sağladığı önemli faydalardan bir tanesi, eğitim sırasında tanıştığınız yüksek nitelikli insanlar olmalı. (Bu resimdekiler kadar olmasa da olur.)

MBA programının bir diğer faydası da profesyonel ağınızı (network) genişletmenize olanak sağlaması olacaktır. Ama burada dikkat etmeniz gereken bir nokta var: Profesyonel ağınızın niteliği, sizin kimi tanıdığınız kadar, kimin sizi tanıdığı sorusuna da bağlı. İnsanların herhangi bir yerde MBA yapmak yerine, örneğin Harvard Business School gibi prestijli bir okulu tercih etmesinin ana sebeplerinden bir tanesi, burada tanışacağınız insanların ya halihazırda önemli bir mevkide olması, ya da önemli bir pozisyona gelmesi muhtemel kişiler olmasıdır. O nedenle bu insanlarla tanışma fırsatı yakaladığınız dönemde yeni mezun ve tecrübesiz bir kişi olmak yerine kariyerinizde belli bir mesafe katetmiş olmanız, kuracağınız bu ilişkilerden daha doğru bir şekilde fayda sağlamanıza yardımcı olacaktır.

Doktora
Doktora, yukarıda saydığımız eğitim programlarından çok daha farklı bir yerde ele alınması gereken bir süreç. Doktora yapmak kolay bir iş değil arkadaşlar. O nedenle CV’de güzel durur gibi bir motivasyonla başlıyorsanız, muhtemelen yeterlilik sürecine gelmeden vazgeçeceğiniz bir karar olacaktır. Bence bunu kendinize yapmayın.

doktora kutlamasi

Doktoraya başlama konusunda kararsızlık yaşıyorsanız, size çok basit bir tavsiye verebilirim: Eğer kararsızsanız, yapmayın. Bu söyleyeceklerim hem benim için, hem de çevremde doktora yapan tanıdıklarım için geçerli bir durum: Doktoraya başlamak size “zaten atılması gereken en mantıklı bir sonraki adım” gibi gelmiyorsa, karar vereceğim diye düşünmek yerine kendinizi halihazırda doktora programlarını araştırırken bulmuyorsanız, ya da yüksek lisans sırasında doktoranızda çalışmak istediğiniz konular hiç aklınıza gelmediyse, bana kalırsa doktora size uygun bir süreç değil demektir. Bilimsel merak, akademik araştırmaya yatkınlık herkeste olan özellikler değil. Olmak zorunda da değil. Ama bu özellikler olmadan, böyle bir sürece girmek de pek akıl kârı değil diye düşünüyorum.

Doktora yapmak demek, bilinenin ötesine geçebileceğinizi ispatlamak demektir.

Doktora yapmak demek, özünde, belli bir akademik disiplinin, belli bir alanının çok özel bir noktasında, insanlığın sahip olduğu mevcut bilgiyi bir nebze de olsa ileri taşımanız gereken bir sürece girmek demek. Yani bilinenin ötesine geçebileceğini ispatlamanız demek. Belki görmüş olabilirsiniz: Matt Might’ın doktora sürecini özetleyen çok güzel bir illüstrasyonu vardır. Kısa özetini aşağıda görebilirsiniz. Resme tıklayarak uzun versiyonunu da inceleyebilirsiniz.

doktora özeti
Dört yıllık çabanın amacı, insanlığın toplam bilgisini bir noktada ufacık da olsa ileriye itebilmek. (İllüstrasyonun tamamını görmek için resmin üzerine tıkayabilirsiniz.)

Doktora derecesi almanın avantajlarına gelince, her şeyden önce akademik pozisyonlara başvuru hakkını elde edeceksiniz. Özellikle yurt dışındaki ciddi araştırma kurumlarında, ya da akademide çalışma gibi bir hayaliniz varsa, güzel yayınlarla desteklenmiş güçlü bir doktora tezi, size bu kapıları açabilir. Ancak sırf doktora yapmış olduğunuz için akademik pozisyonların size altın tepside sunulmayacağını da bilmeniz gerekir. Akademik pozisyon bulmanın zorluklarından birazdan bahsedeceğim.

Konu seçerken nelere dikkat etmeli?

Bu konuyu iki başlık altında ele almakta fayda var: Öncelikle akademik kariyer, sonrasında da sanayi – özel sektör alanında kariyer için nasıl bir konu seçmemiz gerektiğine bakalım.

Akademik kariyer
plan ve gerçekBasit bir tavsiye ile başlayayım. Akademik kariyer veya endüstri kariyeri tercihi doğrultusunda nasıl bir konu seçmeniz gerektiğini değerlendirirken, kullanmanız gereken iki parametre var: Konunun genişliği ve derinliği. Eğer endüstride devam edecekseniz, mümkün olduğunca kapsamı geniş bir konuda ama derinliği düşük bir çalışma yapabilirsiniz. Ama akademik kariyer için kapsamın genişliğini dar tutup, mümkün olduğunca derine inmeniz gerekir.

Burada bir parantez açıp, akademik dünyanın nasıl işlediği hakkında da biraz bilgi vermem iyi olabilir. Çünkü akademik kariyer için nasıl bir yol izlemeniz gerektiği, sadece seçtiğiniz konu üzerinden değerlendirilebilecek bir konu değil.

Akademik pozisyonlara başvurduğunuzda, ciddi bir yayın sayısına sahip olmanız beklenir. Bol yayın yapabilmeniz için de, dergilerin, özellikle etki faktörü yüksek dergilerin yayın kabul ettiği konularda çalışma yapıyor olmanız gerekir. Bunun için etki faktörü yüksek dergileri incelemeniz (örneğin Nature ya da Science gibi) ve bu seviyedeki dergilerde yayın yapabilmek için hangi konularda çalışmanız gerektiğini baştan az çok anlamış olmanız gerekir. Örneğin içinde yaşadığımız bu dönemde, artık sanayide bile benimsenmiş üretim teknolojileri üzerinde bir çalışma yapıp da, sonrasında iyi dergilerde yayın yapmayı beklemeniz hayal olur. O nedenle eğer akademik çalışma düşünüyorsanız bu tür sıcak konulara yönelmeniz ve bu konularda gidebileceğiniz en iddialı kurum ve akademisyenlere başvurmanız, yapacağınız en doğru hareket olur. Eğer böyle bir fırsat yakalayabildiğinizi düşünmüyorsanız, akademisyen olma hayaliyle süreci boş yere devam ettirmenizin gerçekten pek bir anlamı yok diye düşünüyorum. Biliyorum acı, ama maalesef gerçek bu.

doktora

Endüstri kariyeri
Eğer amacınız  iş bulmanızı kolaylaştırmak, iş arama sürecinde size avantaj sağlayacak bir konuda yüksek lisans yapmaksa, o zaman akademik kariyerden farklı bir bakış açısıyla konuya yaklaşmanız gerekir. Bu tercih doğrultusunda gidecekseniz, derinlikten ziyade konunun genişliğine odaklanmanız büyük önem taşıyor.

Eğer yüksek lisans sonrasında özel sektöre geçme niyetiniz varsa, seçtiğiniz konunun akademik zorluğunun nispeten düşük ve hızlı bir şekilde tamamlanabilir olması sizin için daha iyi bir tercih olacaktır. Eğer yüksek lisans sürecinde 3,5 sene takılıyorsanız, bu sürecin size yararından çok zararı olur. Maksimum iki sene için tamamlayıp yolunuza devam edebileceğiniz bir konu seçmenizde fayda var. Bu düşüncenizle ilgili olarak tez danışmanınızla açıkça konuşmanız, amacınızın sanayiye ya da bir şirkete geçmeden önce belli bir alanda biraz daha tecrübe sahibi olmak olduğunu açıkça belirtmeniz iyi olur. Eğer konuştuğunuz tez danışmanı bu düşüncenizi desteklemiyorsa, farklı bir tez danışmanı seçmeniz de yerinde bir karar olur.

Kişisel tecrübeme göre, konu seçimini yaparken öğrencilerin yaptığı hatalardan bir tanesi, tek yapabilecekleri işin üretim mühendisliği çerçevesinde bir pozisyondan ibaret olduğunu düşünmek oluyor. Yani ben makina mühendisiyim, dolayısıyla bir çeşit makina yapan bir firmada üretim mühendisi olarak çalışabilirim. O nedenle bir üretim ya da test tekniği üzerine yüksek lisans konusu tercih etmem lazım şeklinde bir düşünceye kapılıyorlar. Halbuki bir şirkette yapabileceğiniz tek iş üretim mühendisliği değil: Satın alma ya da satış gibi birimlerde de çalışabilirsiniz. Örneğin döküm yöntemiyle üretilen malzemeler üzerine derinliği düşük ama kapsamı geniş bir çalışma yaptıysanız, farklı malzemelerin çeşitli yöntemlerle üretimi üzerine güzel bir bilgi birikimi kazanabilirsiniz. Bunun devamında otomotiv ya da savunma gibi bir sektörde, döküm parça satın alan bir birimde satın alma mühendisi ya da tedarikçi kalite mühendisi olarak görev alabilirsiniz. O nedenle opsiyonlarınızın genişliği hakkında da bilgi sahibi olmanızda fayda var. Bu konuyu ileride ayrı bir yazı olarak ele almaya çalışacağım.

Akademik pozisyon bulmanın zorluğu

Evet. Büyük resmi az çok kavradığımıza göre, akademinin acılı taraflarıyla yavaş yavaş tanışmaya başlamamızın zamanı geldi. Çünkü eğer akademik kariyer hedefiniz varsa, neye kalkıştığınızı baştan bilmenizde de fayda var diye düşünüyorum.

Doktora çalışmanızı yaptınız. Gençliğinizin güzel yıllarını bir konudaki bilgi dağarcığımızı biraz daha ileriye taşımaya adadınız. Güzel yayınlar yaptınız, konferanslarda sunumlar yaptınız. Belki doktora sonrası araştırma bile yaptınız. Ve nihayetinde akademik pozisyon bulmanın zorluğuyla baş başa kaldınız.

Durumun vahametini anlatabilmek için, sayısal bazı örnekler üzerinden gideceğim.

doktora mezun sayısı
2012 senesinde yayımlanan bir araştırma, ABD’deki üniversitelerin farklı bölümlerinde, bir akademisyenin görev süresi boyunca mezun ettiği ortalama doktor sayısı gösteriliyor. (Kaynak: Larson RC, Gomez M., 2012)

Yukarıdaki grafik, 2012 senesinde yayımlanan bir çalışmadan alındı (Larson RC, Gomez M., 2012). ABD’deki üniversitelerin farklı bölümlerinde, tek bir akademisyenin görev süresi boyunca mezun ettiği ortalama doktora öğrencisi sayısını gösteriyor. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği örneği üzerinden gidersek (en sağda ikinci), bir akademisyenin görev süresi boyunca ortalama 15,4 doktora mezunu verdiğini görüyoruz. Eğer bölümdeki akademisyen kadrosunun sabit sayıda kaldığını kabul edersek, yeni mezun doktora adaylarından sadece 1/15,4’ü (yani  %6,5) aynı bölümde akademik pozisyon bulabiliyor. Adaylar farklı üniversitelerde de pozisyon arayabilir elbette, ama o bölümlerin de benzer oranlarda mezunlar vereceğini kabul edersek, ABD genelinde doktor olan bir metalurji ve malzeme mühendisinin akademik pozisyon bulma şansının %6 civarında olduğunu görüyoruz. Arz çok, ama talep çok az. Bu 2012 senesindeki durum. Bugün muhtemelen daha da vahim bir durum var.

ABD genelinde doktor olan bir metalurji ve malzeme mühendisinin akademik pozisyon bulma şansının %6 civarında olduğunu görüyoruz. Arz çok, ama talep çok az. Bu 2012 senesindeki durum. Bugün muhtemelen daha da vahim bir durum var.

Akademik kariyere başlarken, bu gerçeği kabul ederek sürece başlayın: Bütün emeklerinize rağmen, iş bulma olasılığınızın %5 – %6 mertebesinde olduğu bir işe girişiyorsunuz. Eğer akademik kariyer hayalinizden vazgeçip sanayiye geçmeye karar verseniz bile, literatürdeki araştırmalara göre STEM alanında bunu başarabilen kişilerin sayısı, ABD gibi kalifiye çalışanlara yüksek talep olan bir ülkede bile oldukça düşük seviyelerde kalıyor (Kaynak: Gomez et al., 2012).

kafayı gömmekVeriler doktora mezunu konusunda böylesine şişmiş bir balon olduğunu açıkça gösterirken, insanlar neden bu riski alarak doktora sürecine girmeyi tercih ediyorlar? Çünkü birçok öğrenci, bu sürece neyin içine girdiğini gerçekten anlamış olarak başlamıyor. Bazıları da ne istediklerini tam olarak bilmeyerek, başka bir alternatife kıyasla başlaması daha kolay bir opsiyon olarak göründüğü için bu kararı veriyorlar.

Benim tavsiyem, eğer bölümünüzden derece ile mezun olmadıysanız ve çok iddialı, dünyaca tanınırlığı olan bir kurumda doktora yapma fırsatı bulmadıysanız, akademisyen olma motivasyonuyla sürece başlama konusunda ihtiyatlı davranmanız yönündedir.

Sonuç

Yazının girişinde bahsettiğim gibi, burada amaç yüksek lisans veya doktora yapmalısınız ya da yapmamalısınız gibi kesin bir yargıya varmak değil. Ama sanırım tüm bu yazdıklarımdan çıkan sonuç şu şekilde özetlenebilir: İster yüksek lisans olsun, ister doktora, bir şeylere hizmet etsin diye değil de, kendiniz için yapacaksanız bu süreçlere başlayın. Akademik bir kariyer istiyorsanız ve bu sürecin zorluklarını bilerek bu işe başlıyorsanız, diyecek bir şey zaten yok: Bu yoldan yürümek zorundasınız. Ama eğer  akademi dışında bir kariyer hayal ediyorsanız, o zaman bu programlara ihtiyaca yönelik şekilde, kendiniz için katılmanız daha doğru olur. Bu da, bana kalırsa, mezun olur olmaz değil, kariyerinizde biraz yol katedip, nereye gitmek istediğinizi, nasıl bir donanıma sahip olmak istediğinizi daha net bir çerçevede algıladığınız zaman olmalı. Yani ilerleyen yaşlarda.

Eğer CV’nizi güçlendirmek amacıyla bu işe kalkışıyorsanız, bana kalırsa internet üzerinde bulabileceğiniz eğitim programları bu konuda size benzer bir fayda sağlayabilir. Yani iş hayatından uzak durup yüksek lisansa odaklanmak yerine, Coursera ya da Udacity üzerinde sunulan eğitim programlarına katılıp, tamamladığınız takdirde CV’nize ekleyebileceğiniz sertifikalar edinebilirsiniz. Kişisel kanaatimce buradan alacağını bilgiler hem endüstrinin güncel ihtiyaçları açısından daha faydalı bilgiler edinmenizi sağlar, hem de daha kısa sürede ve daha ekonomik bir şekilde bu sertifikaları kazanmış olursunuz. Üstelik bunu her şeyden elinizi çektiğiniz iki yıl içinde değil, kariyerinizin her noktasında yapabilirsiniz. Yani öğrenim hayatınızın meslek yaşantınız boyunca kesintiye uğratmadan, bir ömür boyu sürmesini sağlayabilirsiniz. Tam da olması gerektiği gibi.

sağ ve sol beyin

Farklı görüşler

Bunlar elbette kendi tecrübelerimden yola çıkarak kaleme aldığım kendi görüşlerim. Bu kararı vermeden önce mutlaka farklı kişilerden de görüş almanızda fayda var. Kolay bir başlangıç yapabilmeniz adına ben birkaç öneri yapacağım. Devamını siz getirirsiniz.

  • Doktora deyip geçme. Erdem Erikçi, Açık Bilim. [Bağlantı]
  • Neden doktora yapayım (ya da yapmayayım)? Umut Yıldız. [Bağlantı]
  • Yüksek lisans ve doktora yapmamak için 10 neden. Recep Yavuz. [Bağlantı]
  • Doktora yapmalı mı, yapmamalı mı? Nadin Kökciyan. [Bağlantı]
  • 9 things you should consider before embarking on a PhD. Andy Greenspon. [Bağlantı]
  • Why doing a PhD is often a waste of time. The Economist. [Bağlantı]

Kaynaklar

Larson RC, Gomez M. Nonfixed retirement age for university professors: modeling its effects on new faculty hires. Service Science. 2012;4(1):69–78.

Larson RC, Ghaffarzadegan N, Xue Y. Too Many PhD Graduates or Too Few Academic Job Openings: The Basic Reproductive Number R0 in Academia. Syst Res Behav Sci. 2014 Nov-Dec; 31(6): 745–750.

Gomez M, Ghaffarzadegan N, Larson RC. Unintended effects of changes in NIH appropriations: challenges for biomedical research workforce development. Proceedings of the 30th International Conference of the System Dynamics Society; St. Gallen: Switzerland. 2012.

Yeni yazılardan haberdar olun!

Mühendishane’de çok sık blog yazısı yayımlamıyorum. Arada bir yayımlanan bu yazılardan haberdar olmak isterseniz, aşağıdaki kutucuktan e-posta aboneliği yaptırabilirsiniz. Hiçbir zaman spam mail almayacağınızı söylememe bile gerek yok sanırım.